Bildiğimiz üzere 24 Ocak 1993 tarihinde, değerli aydın, düşünür, gazeteci Uğur Mumcu yobazların, gericilerin hain saldırısında hayatını kaybetti. Aşağıdaki yazı 25.08.1975'te Uğur Mumcu tarafından Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan yazı... Kendinisini saygıyla sevgiyle anıyoruz..
Sesleniş...Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.Vurulduk ey halkım, unutma bizi...Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık sustu.Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce kolumuzu, omuz başından keserek yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. Sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...Giresun'daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu'daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul'daki, Ankara'daki işçiler, sizin için öldük. Adana'da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi...Bağımsızlık, Mustafa Kemal' den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi...Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşı'nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha da dik tutabilmekti bütün çabamız. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler. Vurulduk ey halkım, unutma bizi...Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile alamamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.Asıldık ey halkım, unutma bizi...Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, Batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi... Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi.Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi...Uğur Mumcu - Cumhuriyet 25.8.1975
İnternet komşum olsana...
Bosch tarafından geliştirilen online yaşam platformunda artık internet üzerinde ev sahibi olup online olarak yaşayabiliyorsunuz:) http://www.boschworld.com/Default.aspx adresine girerek güzel bir yarımadada birkaç işlemden sonra evinizi ve tapunuzu alın. Şu an site tamamen aktif değil çok yakında online yaşam hizmetine başlayacak:) Tavsiyem; evler tükenmeden hemen evinizi alın. Bana komşu olmak isteyenler için ev adresimi veriyorum:)
1. Bölge 3. Etap 48. Mahalle 14 Numaraı daire:) komşu olarak beklerim:)
İyi eğlenceler
Uzun süredir üçüncü parti bileşen(component) firmalarındaki gelişmeleri yakından takip ediyorum. Yazılım platformları geliştikçe, büyük bileşen firmaları kendilerini daha çok aşıyorlar. Ürünlerini yakından takip ettiğim Developer Express Inc ve Infragistics Inc, ulu orta yapmasalarda kapalı kapılar ardında büyük bir rekabet içindeler. .NET Framework 3.0 ile WPF bileşenlerinde hızlı adım adım atan Infragistics Inc. WPF alanında rakiplerine göre büyük yol kat etti. Benimde kurumsal olarak bileşenlerini beğenerek kullandığım Developer Express Inc. ise buna karşı bir atak olarak, kurumsal uygulama geliştirme çatısı olan eXpress Application Framework ürününü piyasaya sürdü.
Uzun bir süredir incelediğim ve çok beğendiğim XAF(eXpress Application Framework)'te yazılımcıların nefret ettiği bir çok yorucu kodlamayı profesyonel bir şekilde ortadan kaldırılmış. Yine Developer Express e ait olan XPO(eXpress Persistent Object) isimli ORM(Object Relational Map) aracı ile entegre çalışan bu framework ile, yazılımcıların günlerini alan uygulamalar saatler içinde yapılabilir durumda. Basit bir örnek verecek olursak, mesela bir adres defteri yapmak istiyorsunuz(tabiki bu kurumsal bir uygulama değil ama, ürünün işlerimizi nasıl kolaylaştırdığına örnek için). Sizin yapmanız gereken sadece, veritabanı tablolarınızı sınıflar olarak tasarlamak ve uygulamaya eklemek. Bundan sonra, ekle, sil güncelle, listele, güvenlik ayarları, yetkilendirme, çıktı alma, excel'e word'e çevirme gibi işlemler framework tarafından sizin adınıza tasarlanıyor. Yapmanız gereken uygulamayı derlemek ve çalıştırmak. Şunuda eklemek gerekirki, yazılımcılar hala kod yazmak durumundalar, ama zaman alan rutin kodlar değil.
Ürün hakkında merak ettikleriniz varsa www.devexpress.com adresinden daha detayı bilgi alabilirsiniz. Denem sürümünü indirip kullanabilirsiniz.
Kolay Gelsin
İnternette okuduğumda çok şaşırdığım traji-komik bi olay hakkında bişeyler yazmak istiyorum. Başrolde yine Kemal Unakıtan var. Haberi okuduğumda bu insan nasıl bakan oldu, yazık bizlere diye kendi kendime söylendim.
Hem memura %2 elektriğe %15 zam verip hem, ücretlerin Türkiye standartlarından çok olduğunu savunan bu insanlar şimdide, evimizde eşlerimizi az para harcamaları konusunda eğitmemizi söyleyerek kendilerini komik duruma düşürüyorlar. Maliye "Bakanı" Kemal Unakıtan'ın sözleri şöyle;
"Kardeşim senin şu kadar gelirin var ayağını yorganına göre uzat diye diye boğazım kurudu. Şimdi adam kredi kartı buldu mu hazine buldu sanki. Harca Allah harca. Yarın öbür gün ödeyeceksin. Bu kadar kısa akıllılık olur mu? Neden benim sizin kredi yüksek borcunuz olmuyor? Sonra borcumu ödeyemiyorum intihar edeceğim. Ya etme kardeşim borcunu öde. Sanırım hanım beyi sıkıştırıyor. Hanımları bu konuda eğitin. Her şeyi istemesinler. Eşinin gelirini biliyor. Bak biz devlet olarak gelire göre harcama yapıyoruz rahata kavuştuk."
Bizim oralarda bir laf vardır Kemal Bey, "Bekara eş boşamak kolay..." Siz makamınızın verdiği yetkiyle pervazsızca, halkla alay edercesine konuşmak yerine oturduğunuz koltuğun hakkını vermeyi neden denemiyorsunuz? Kredi kartlarını eleştirmek yerine, neden insanların kredi kartlarına bu kadar yüklendiğinin nedenlerini hiç araştırdınızmı. Doğru ya cebimizde para var bizler illa kredi kartından harcayalımda faizini ödeyelim diye düşünüyoruz. Toplumun bu halinden yararlanıp ekmek peynir gibi kredi kartı satan bankalar içi bir yaptırımda bulunmayın!!! Devlet olarak rahat olduğunuzu söylüyorsunuz... Evet, siz devlet olarak gelire göre harcama yaptığınız için rahata kavuştunuz. Sanırım bu toplumun bu denli yoksul ve standartların altında yaşaması, sizin bu rahatlığınızın sonuçları. Evet siz rahata kavuştunuz, peki ya bu toplum, ya 450 milyon asgari ücretle 2 çocuk okutan bir baba? Komiksiniz... Nasıl bir mantık nasıl bir anlayış bu! "Eşlerinizi eğitin, herşeyi istemesinler. " Dünya tarihinde bir bakan tarafından halka böyle bir çözüm sunulmuşmudur(?). Tartışılır.ii
Bırakın antika çözümler üretmeyide, oturduğunuz, bulunduğunuz mevkinin hakkını verin. Yoksa Ahirette yapışırız boğazınıza ona göre...
Önceki blogumda yayınlamıştım ama tekrar paylaşma isteğinde bulundum... Aşağıdaki videoda değerli insan Zülfü Livaneli'nin efsane parçası olan, Ey Özgürlük parçasının İtalya da yapılan çocuklar şarkı yarışmasında seslendiriliyor. Söylemeden geçemeyeceğim, bu videonun altına aptalca yorum yapan "embesil insan türevleri", bu parçanın bölücülükle alakası yok... Buna idrak edemeyecek olgunluktaysanız, dinlemeyin...
Sitemde politikaya yer vermekten vazgeçmiştim ama, bu haber bu kararımı bozmaya yetti.
Şu sıralar asgari ücret tartışmaları yaşanıyor. Yeni yıldaki asgari ücretler bu tartışmaların sonucunda belli olacak. Haberi ilk okuduğumda, temennim elle çalışanlara elle tutulur bir zammın verilmesi olmuştu, ama Devlet Bakanı Mehmet Şimşek'in açıklaması temennimin çok anlamsız olduğunu anlattı..
Kendisinin açıklaması şu yönde;
"OECD ÜLKELERİ İÇİNDE EN YÜKSEK ÜCRETLER BİZDE"
Ya bu bakan Türkiye'de yaşamıyor, yada milletvekili maaşlarına bizim bilmediğimiz fazla bi zaman uygulandıki ücretlerin yüksek olduğundan dolayı şikayet ediyor. Sayın bakan, o mecliste sadece oylamaya katılıp 8.450 lira maaş alan bir sürü milletvekili var, sizde dahil bir iki ay asgari ücretle geçinmeyi denedinizmi hiç? Benzinin 3.5 liyara dayandığı bir ülkede, 500 lira asgari ücrete nasıl yüksek dersiniz? Hemen insanın sorası geliyor, acaba bu bakan para birimlerinden mi habersiz yoksa artık emekliye ayrılma zamanımı geldi?
Apple'ın hem kurucusu hemde CEO'u olan Steve Job, hayatındaki üç dönüm noktasını anlatıyor. Paylaşımından dolayı Hasan arkadaşıma teşekkür ederim.
İşte küçük Ömercik'kin şovu.
Teknoloji aşığı biri olarak, ilk dafa teknolojiden bu kadar nefret ettim! Akbank'ı arayıp yapmak istediğim, cep telefonu numaramı yurtdışı numaram ile değiştirmekti. İsteğimi kendilerine ilettim. Değiştiremezlermiş! Nedenini sorunca şubemi aramamı istediler, annemin evlenmeden önceki soyadı kayıtlı değilmiş.. Dedim ben soyadını söyleyeyim, aramama gerek yok. Neymiş MERKEZ'den olmuyormuş. Ya sabır dedim aradım, soyadı bilgisini kaydettirdim. Tekrar merkezi aradım, dedim ki ben bu bilgiyi kaydettim değişebilrimisiniz cep numaramı, tabi dediler önce sizden bi sabit numara alalım. Dedim ki ben yurtdışında öğreciyim sabit numaram yok, sadece cep numaram var. O zaman işleminizi gerçekleştiremeyiz dediler!!! Böyle saçma bi mantık bi aptalca sistem nerde görüldü? Herşeyi düşündülerde, yurtdışında olan bir insanın sabit numarası olamayacağını neden düşünemediler çok merak ettim ve sordum, "Neden bunu düşünemediniz? Benim numaram olmak zorunda değil." Müşteri temsilcisi arkadaş papağan gibi aynı şeyleri söylemeye devam etti. Dedim bana çözüm üretin, mağdurum, ne yapmam lazım? Arkadaş hala numaranız olması lazım diyor:)) Trajikomik bir olay... Neymiş, güvenlik politikası!!! Saçma sapan güvenlik politikaları yüzünden, mağdur ettikleri insanların haddi hesabı yoktur sanırım. Hala cep telefon numaramı değiştirmek için uğraşıyorum. Teknolojiyi insanlara yardım etmek yerine insanları strese bunalıma sokmak için kullanan Akbank'ı kınıyorum.
Buda bozulmuş TurkCell:))