Ask , isyan ve geride alanlar
Simdi, içimden bir seyler yazmanin uslu mecburiyeti dökülüyor bu sayfalara... Sorumsuzca savrulan sözlerin, bir adabi ve anlami yok. Kendime ait savruluslar bunlar sadece.
Üzerimde kis örtüsü, üsüyorum hem de çok üsüyorum. Içimdeki en derin yaralar titriyor. Sevgi adina, adina, umut adina maglubum. Yenilgime sunabilecegim bir mazeretim yok. Cevabi bilinmeyen sorunlarin, kargasasi üsüsüyor üstüme. Seçilmis yanlis yollarin asfalti oluyor tenim. Çikmaz sokaklardan hep geri dönmelerin çaresizligi yansiyor yüzüme. Acilarimi terbiye etmeyi ögrensem de maglubum.
yasam Insan kendi içinde bir baska büyüyor. Bir baska oluyor içinde sesin teli, yüregin dili. Bilinmezlik yolculugunun sirlarinin sifresi hep içimizde bir yerlerde geziniyor. Çözülen her sirrin sifresi, yeni bir sirra açiliyor ve insan kendi içinde çözdükçe sifreleri, kendinden uzaklasiyor.
Uzaklasiyorum ben de kendimden. Her uzaklasmami anlamlandirmak için çirpiniyor beynim. Hesapsiz bir durusun bedelini ödüyor kalbim. Çirpinislara düsüyor bazen. Bazen yari baygin, yari sarhos dolasiyor. Bazen de beni kendimden alip, kendime kurban ediyor. Her defasinda daha ahmak, her defasinda daha cesur oluyor. Ahmaklik ve cesaret insani adam gibi adam yapiyor. Sözün özü aci olsa da serinlik katiyor bedenime.
Gerçegini biliyor olmanin saadeti ise esiyor ara sira...
"Ask, Isyan ve Geride Kalanlar " içimde bir kiyim, vicdanimda çarmiha gerdigim vasiyetimin alni açik bir ödesmesi. Ask, Isyan ve Geride Kalanlar, umuda çikmis yolculugumun kalemi kirilmis idam karari oluyor.
Bu müsvedde geçmiste her iz, kendine bir yer açiyor. Kimi zaman beni özlersin özlersin de bulamazsin derken, kimi zaman sarilacak bir tene hasret düsüyor. Iz sürücüsü geçmisim ise hep felaketlerimi buluyor, baskinlarin ihbarcisi oluyor çiplakligim. Sokaklari birbirine baglayan basibos yürümelerim, kaçak tenhalardan yildizlar çekiyor. Her defasinda itirazlar yaziyorum mevsimlere. Yillarim kayboluyor, gezginci sözlerim kendini yitiriyor, bakislarim düsüyor, yagmur oluyor gözlerim. Ecelim elime degiyor.
Bütün mahcubiyetlerim utaniyor. Bütün mahcubiyetlerim yalanin öteki adi gibi diziliyor tespihlere. Terörize olmus duygularin, anarsist yanginlarina veriyor kendini. Ihalesiz sevmelerin, devri olmayan ihanetlerin, sadaka yüklü madalyalarina gözlerini kapatiyor. Infilaklara saliyor kendini. Yasamdan sürgün edilmisligin bedelini oksuyor, yüregimde tasidigim kimsesiz emanetler isyan ediyor. Bir yanim esir, bir yanim esaret kiriyor. Sevgi sözcüklerini de çokça söylememek icap ediyor.
Ne masallar var aklimda, ne de tatli rüyalar. Belki de hiç anlatilmamis, hiç söylenmemisti. Ama ben yaktim unutmak istedigim her seyi. Çünkü biliyorum, bir yoksul masalidir yakmak sakincali her seyi... Sirtimdan atip kayip gençligimi, sükunet içindeki sarhos vicdanlara, muhalefet serhi koymanin huzurunu, rahvan bir yorgunlugun ise suçunu üstüme alarak, kaygilarimi kaygilandiran iç duvarlari, üçüncü göz bakisimi, askiya çekilmis hatiralara emanet ederek, bilindik acilardan beslenen aç tarihe dudak büküp, gülümsüyorum. Varoslara teslim olup, illegal kayiplara karisiyor, sirenlerin yanip sönen uyarilarina yakisiksiz kafiyeler diziyorum. Acilarima terbiye süsü verip, birbirine teget göz yaslarimi siliyorum. Umut tasimak ki bir sonraki saliselere, acinin alnini karislamak gibi beyhude bir çaba ve bütün intiharlarim huzursuz, bütün huzursuzluklarim ise intihar etkisinde.
Arsive düsmüs hikayemin bilançosu ise bir yafta gibi asilmis boynuma. Kimseler bilemezdi kötülügün bu kadar kolektif oldugunu ve zulalarin da bu kadar tedarikli oldugunu. Ve hep hazirliksiz yakalaniyorum cellatlarin kütügüne. Arzuhallerimi yazip savuruyorum rüzgarlara... Iradesiz bir kusatmadir simdi yalnizlik. Nereye baksam hiçlik zafiyeti, nereye dönsem sonsuz uzayis. Bir beddua gibi agir, bir beddua gibi sorumsuz, bir beddua gibi yok edici her sey. Isyanlarim ise karaya vuran vicdanlar gibi gözü açik ölüyor. Çeliskilerim küçük bir çocuk, aci ise hesaplasmasinda özelestirimin. Sevgilerim ise belirli belirsiz izler tasiyor, izler tasiyor arkasinda iz birakmayan.
Hepsinden öte dostlar,
Bir uçurtmam olsun istiyorum.
Rüzgarsiz havalarda da uçsun,
Ne ipi olsun birinin elinde,
Ne de görülebilsin gökyüzünde.
AKIN OLGUN
Avrupa ve Birgün gazetesi köşe yazarı Akın OLGUN’un yedi öyküden oluşan ikinci kitabı ‘’Ecel Öyküleri’’ çıktı.
Kitaptan bir bölüm;‘’...Evdeki her şeyi yere atıp, parçalıyordu. Kendisini kaybetmişti. Şoförü içerden gelen seslerle paniklemiş, kapıyı zorlamaya başlamıştı. Kapının menteşelerinden gelen ses, savcının haykırışları, kırılan eşyaların çatırtıları adeta bir deprem yaratıyordu. Ne zaman ve nasıl, yatak odasındaki masanın çekmecesinde duran silahı eline aldığını hatırlamıyordu? Ama elindeydi. Odanın içinde, adımlarının hızı, onu düşünmekten alıkoyuyordu. Aklından her şey, ama her şey hızla geçiyordu. Eşinin sabah kahvaltısını hazırlamak üzere yataktan süzülüşü, yataktaki boşluğu, dünkü tartışma; şair, şairin mektubu, ecel, mantık, zıtlıklar, etik ve intihar. “İntiharrr!..” dedi önce bağırarak, sonra sesi fısıltıya dönüştü. “İntihar,” kelimesini tekrarlaması ve silahı şakağına dayayıp tetiğe basması, bir anda oldu. Ama patlamamıştı silah. “Tıkk” sesi şakağında kalmıştı....’’
Kendisini kutluyor, başarılarının devamını diliyorum...
Gülüşün Eklenir Kimliğime
Gün biter gülüşün kalır bende anılar gibi sürüklenir bulutlar Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır yarım kalan bir şiir belki de Aykırı anlamlar arayıp durma güz bitip sular köpürür de kapanmaz gülüşünün açtığı yara uçurum olur zaman her gece Her gece yeni bir savaş baslar acı ses olur, ses deli yağmur Sığındığım her yer adınla anılır ben girerim sokağı devriyeler basar Bir de gülüşün eklenir kimliğime. AHMET TELLİ
Çok kullanışlı bir UML aracından bahsetmek istiyorum. StarUML! Ücretsiz UML yazılımları içinde en iyilerinden birisi, tamamen "open source" ve Delphi tabanlı olan StarUML, yaptığınız tasarımları Java, C++, C# gibi dillere çevirebilme özelliğine sahip. Tam olarak kontrol etmesede(IBM'in Rational Rose ürünü gibi) yaptığınız tasarımların, doğruluğunu kontol edebiliyor. Bunun yanında, yazılım mimarları, mühendisleri, geliştiricileri ve database mimarları içinde birçok özelliği StarUML de bulabilirsiniz.(UseCases, Entity Relationship Model,4+1 View Model, UML Component gibi)
StarUML'i indirmek için tıklayınız.
Dün master tezlerinin seçimi konusunda Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı bir konferans verdi. Sıra bana gelince tez projemi Microsoft .NET teknolojisini kullanarak yapmak istediğimi belirttim. Bir arkadaş çıkıp aynı "bende .NET ile yapmak istiyorum" deyince, hoca Microsoft'un nasıl bu hale geldiğini, aslında Microsoft'un yazılım geliştirmede çok başarısız olduğunu, Microsoft ürünlerinin dandik olduğunu, Apple'dan nasıl kopyaladığını falan anlattı. Bunu anlatırken tahtaya yazdığı yazının resmini çektim:) Microsoft'a dikkat!
Bi çalışma için yaptığım araştırmada gözüme çarpan birkaç bilgiyi paylaşmak istedim. Bildiğimiz üzere, GUID bilgisayar tarafından bilgisayarın özellikleri, saat gibi değerlerinde katılması ile random olarak üretilen hexadeximal bir değerdir ve %100 garanti verilmesede bir GUID ile bir kez daha karşılaşmanız pek mümkün değildir. Deneme için yaptığım bir örnekte, kendi bilgisayarımdan, bilgisayarımda bulunan SQL Server 2005 database sunucumdaki bir tabloya, 10.000.000(On milyon) GUID kaydettim, ve aynı GUID ile ikinci kez karşılaşmadım. Internette bulunan bazı kaynaklarda çok küçük bir ihtimal olsada iki aynı GUID nin aynı olabileceği bulunmaktadır.
C# ta yeni bir GUID oluşturmak için Guid MyGUID = Guid.NewGuid(); kodunu kullanmanız yeterlidir.
Aşağıdaki matematiksel değerler ise GUID oluşturma sayısı ve olasılık arasındaki bağlantıyı anlatmaktadır. Tabloya göre, 70 Trilyon 368 Milyar, 744 milyon 177 bin 664 tane GUID içinde iki GUID nin aynı olma olasılığı, 0,0000000004 ihtimal olarak görülmektedir.
İyi Çalışmalar
Bildiğimiz üzere 24 Ocak 1993 tarihinde, değerli aydın, düşünür, gazeteci Uğur Mumcu yobazların, gericilerin hain saldırısında hayatını kaybetti. Aşağıdaki yazı 25.08.1975'te Uğur Mumcu tarafından Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan yazı... Kendinisini saygıyla sevgiyle anıyoruz..
Sesleniş...Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.Vurulduk ey halkım, unutma bizi...Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık sustu.Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce kolumuzu, omuz başından keserek yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. Sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...Giresun'daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu'daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul'daki, Ankara'daki işçiler, sizin için öldük. Adana'da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi...Bağımsızlık, Mustafa Kemal' den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi...Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşı'nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha da dik tutabilmekti bütün çabamız. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler. Vurulduk ey halkım, unutma bizi...Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile alamamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.Asıldık ey halkım, unutma bizi...Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, Batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi... Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi.Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi...Uğur Mumcu - Cumhuriyet 25.8.1975
İnternet komşum olsana...
Bosch tarafından geliştirilen online yaşam platformunda artık internet üzerinde ev sahibi olup online olarak yaşayabiliyorsunuz:) http://www.boschworld.com/Default.aspx adresine girerek güzel bir yarımadada birkaç işlemden sonra evinizi ve tapunuzu alın. Şu an site tamamen aktif değil çok yakında online yaşam hizmetine başlayacak:) Tavsiyem; evler tükenmeden hemen evinizi alın. Bana komşu olmak isteyenler için ev adresimi veriyorum:)
1. Bölge 3. Etap 48. Mahalle 14 Numaraı daire:) komşu olarak beklerim:)
İyi eğlenceler
Önceki blogumda yayınlamıştım ama tekrar paylaşma isteğinde bulundum... Aşağıdaki videoda değerli insan Zülfü Livaneli'nin efsane parçası olan, Ey Özgürlük parçasının İtalya da yapılan çocuklar şarkı yarışmasında seslendiriliyor. Söylemeden geçemeyeceğim, bu videonun altına aptalca yorum yapan "embesil insan türevleri", bu parçanın bölücülükle alakası yok... Buna idrak edemeyecek olgunluktaysanız, dinlemeyin...
Apple'ın hem kurucusu hemde CEO'u olan Steve Job, hayatındaki üç dönüm noktasını anlatıyor. Paylaşımından dolayı Hasan arkadaşıma teşekkür ederim.
Teknoloji aşığı biri olarak, ilk dafa teknolojiden bu kadar nefret ettim! Akbank'ı arayıp yapmak istediğim, cep telefonu numaramı yurtdışı numaram ile değiştirmekti. İsteğimi kendilerine ilettim. Değiştiremezlermiş! Nedenini sorunca şubemi aramamı istediler, annemin evlenmeden önceki soyadı kayıtlı değilmiş.. Dedim ben soyadını söyleyeyim, aramama gerek yok. Neymiş MERKEZ'den olmuyormuş. Ya sabır dedim aradım, soyadı bilgisini kaydettirdim. Tekrar merkezi aradım, dedim ki ben bu bilgiyi kaydettim değişebilrimisiniz cep numaramı, tabi dediler önce sizden bi sabit numara alalım. Dedim ki ben yurtdışında öğreciyim sabit numaram yok, sadece cep numaram var. O zaman işleminizi gerçekleştiremeyiz dediler!!! Böyle saçma bi mantık bi aptalca sistem nerde görüldü? Herşeyi düşündülerde, yurtdışında olan bir insanın sabit numarası olamayacağını neden düşünemediler çok merak ettim ve sordum, "Neden bunu düşünemediniz? Benim numaram olmak zorunda değil." Müşteri temsilcisi arkadaş papağan gibi aynı şeyleri söylemeye devam etti. Dedim bana çözüm üretin, mağdurum, ne yapmam lazım? Arkadaş hala numaranız olması lazım diyor:)) Trajikomik bir olay... Neymiş, güvenlik politikası!!! Saçma sapan güvenlik politikaları yüzünden, mağdur ettikleri insanların haddi hesabı yoktur sanırım. Hala cep telefon numaramı değiştirmek için uğraşıyorum. Teknolojiyi insanlara yardım etmek yerine insanları strese bunalıma sokmak için kullanan Akbank'ı kınıyorum.
Buda bozulmuş TurkCell:))
Peki biz bunu söylediğimizde neden kimse bizi dinlemedi? Üniversite 3. sınıfta, ekip olarak Ex-Go(Extreme Government) adı ile Microsoft'un yazılım tasarımı yarışması olan Imagine Cup'a katıldık. Projemiz bugün okuduğum bir haberde bahsedilen elektonik kartların e-devlet yapısında kullanılmasından bahseden haberdeki gibiydi. Bunun yanında biz ehliyetin, vergi kartının, sağlık karnesinin ve buna benzer kamusal işlerin tek kart üzerine, kişinin parmak izinide güvenlik için kullanarak entegre edilmesini proje olarak sunmuş ve pilot uygulamasınıda geliştirmiştik. Ama bunu yarışmada sunduğumuzda jüri dinlememişti bile:) Dinliyor görünmüşlerdi ama, dinlemediklerini sunumun sonunda anlamıştık... Yuvarlak bir kaç yorum sonunda elemişlerdi... Şimdi ise proje gerçek oluyor, ne demeli ki? Olan bizim projeye oldu...
http://www.whoshouldliveagain.com/ internet adresinde, hangi önemli kişi tekrar yaşamalı, anketi yapılmış. Listede Ulu Önder Atatürk'de var. Ve yaklaşık 102.000 oydan %73 üçünü alarak ilk sırada. Sizde düşüncenizi oylabilir, sonuçları görebilirsiniz.
Neden böyle bi yazıya yer verdim blogumda diye soranlarınız olacaktır eminim. Herşey dün okuduğum bir "magazin" haberi ile başladı. Pek alakalı değilim ama magazin haberinin başlığında Facebook kelimesi geçince okuma gereği duydum. Haber Cemre Mirel isimli bir Türk kızı ile Formula1 pilotlarından Lewis'in ilişkisini anlatıyor. Aslında haber, Cemre Mirel hakkında yayınlanan abartı haber sonucunda Cemre Mirel ile yapılan söyleşiyi içeriyor. Kendisinin haberi Türkiye'de yayınlandıktan sonra, "Facebook" üzerinden, Türkiye'den bir sürü insan, "geceliğin ne kadar","Türkiyede bis sürü kamyoncu var, neden Lewis' i seçtin buraya gelsene" gibi bir sürü seviyesiz mesaj aldığını ve bu konudaki üzüntüsünü dile getiriyor. Buraya kadar olan kısım, magazin kısmı belki, birazda özel hayat: kimseyi uzaktan veya yakından ilgilendirmemeli. Özgür bir dünyada yaşıyorsak, herkes kendi hayatından sorumlu olmalıdır. Bu insanıda yargılamak kimsenin hakkı değildir, kendisinden başka.
Şimdi gelelim işin Facebook kısmına, bir kaç hafta önceki yazımda Facebook'un artık eski anlamını yitirdiğini, insanların, kendi tabirleri ile, kız tavlama amaçlı kullandıkları bir site haline gelmesinden duyduğum rahatsızlığı dile getirmiştim. Artık, günden güne öyle bir hal alıyorki son yukarda yazdığım haber bir önceki yazımı tamamen destekler içerikte. Sadece kendi egolarını tatmin eden, internetin sadece cinsel içerikli kullanılması gerektiğini düşünen ve kullanan sayın insan türevi arkadaşlarım, sizlere bir kez daha hatırlatmak isterim ki,internet ne sapkınlık, nede insanlara küfür ederek gizli kalmış egoları tatmin etme yeridir. İnsanca kullanıyorsanız kullanında, birilerine faydanız olsun, kullanmıyorsanız, rica ediyorum daha fazla kirletmeyin...
Dün http://www.habeturk.com/ haber sitesinde okuduğum habere göre, http://www.haberturk.com/, Türkiye Bilişim Derneği tarafından 2007'nin en iyi web sayfası seçilmiş... Gülermisin ağlarmısın diye sordum kendime. Haberturk.com sitesini gezenler veya az çok bu site hakkında bilgisi olanları bu en iyi web sayfası seçilme mevzusuna güldüklerine eminim.. Neden mi? İşte gerekçeleri:Yaklaşık 1 yıla yakın bir süredir bu web sayfasını çok yakından takip ediyorum. Sitenin eksik yönleri, olmaması gerekenler hakkında bir kaç e-mail bile gönderdim... Bir gün sinirlendim sabahın 4'ünde Amerika'dan Haberturk'u aradım... İşte neden bunları yaptığımın nedenleri?
1) Site'de (şu an aktif değil) Arka Sayfa Güzeli diye bir bölüm vardı, bu bölümde dünyanın "porno" yıldızlarının bir haber sitesine yakışmayacak derecede müstehcen resimleri yayınlanıyordu. Daha sonradan bu bölüm kalktı. Uzun bir zaman yayında kaldı. Bu siteyi yönetenler hiç sormadımı kendilerine biz ne tür bi siteyiz!!!
2) Sitenin bir çok ksımı diğer web tarayıcılar tarafından gösterilemiyor veya site üzerindeki fonksiyonlar bir tarayıcıda çalışırken diğerdinde çalışmıyor. Ana sayfa reklamını bile çoğu zaman kapatmakta zorlanabiliyorsunuz. Site yöneticilerine sormak lazım, bu siteyi www.w3c.org (1994 yılında Tim Berners-Lee, web standartlarını belirleyen konsorsiyum) sayfasını kullanarak doğrulamayı hiç denediniz mi? Ben denedim, standart değil!!!
3) Site kesinlikle kullanıcı dostu değil, gözü yoran bir düzen ve çok fazla içeriğin aynı anda kullanıcıya verilmesi...
4) Sitede yapılan saçma yorumlar... Ve yaptığınız yorumları görememeniz... Ben bazen haberlerden çok haber yorumlarını okumayı daha mantıklı buluyorum. Yazdığınız seviyeli yorumları haberlerin altında görmeniz çok nadirdir, onaylayan arkadaş nelere dikkat ediyor bilmiyorum. Haberlere yazılan birçok yorum ise anlamsız, sadece yazılmak için yazılmış, bu yorumların yayınlanması, yazdığınız seviyeli yorumların yayınlanmaması, bence sitenin ciddiyetsizliğini ortaya koyuyor. Önceden üye olup yazıyordunuz, şu an herkes istediği gibi yazıyor ve istediğini... Onay mekanizması ne iş yapıyor onuda kendilerine sormak lazım.
4) Ciddiyetsiz! Bu kanıya varmamak için çok inceledim siteyi ama önceki gün yayınlanan haber bir haber sitesinin ne kadar ciddiyetsiz olduğunu ortaya koydu. Haber şu: hemde MANŞETTE!
Haber iki resim içeriyor, bisiri Avrupa Yakası dizisindeki Burhan Altıntop(Engin Günaydın), Diğeri ise Suudi Arabistanın Kralı Abdullah. Haberin devamı şöyle:
2 resim arasındaki 7 farkı bulun! Suudi Kral Abdullah ile Burhan Altıntop arasınra ne fark var? Yazın yayınlayalım.
Gazeteci değilim ama, yayınlanan bir haberin, haber değeri olması gerektiğini hepimiz biliriz, şimdi sormak istiyorum bu haberin manşeti işgal edecek bir haber değeri varmı? Mizah deseniz değil, karikatür değil, önemli bir gündem maddesi değil, nedir bu? Hangi mantıkla yayınlandı bu haber. Birilerine iyi görünmekmi, yoksa gündemi farklı bir yere çekip, bişeylere(!) yardımcı olmakmı...Ayrıca yazılan saçma yorumları eleştirirsem bu yazı bitmez.
5) Sitede geçmiş tarihlerde yayınlanan haberleri sonraki günlerdede manşetlerde yeniden görmeniz çok olağan bir durum. Sanırım haber bulamamadan kaynaklı... Bu durumu bir kullanıcı olarak e-mail aracılığı ile yazmama rağmen, cevap bile alamadım...
Bunların yanında bir sürü bir haber portalında olmaması gerekenleri saymak gayet mümkün... Şimdi TBD'ye -yani Türkiye Bilişim Derneği yani Türkiye'de bilişime yön veren kurumlardan birisi- sormak istiyorum, hangi kriterler altında bu siteyi 2007 nin en iyi haber sitesi ilan ettiniz... Kriterleri sizmi belirlediniz, haberturk.com'mu?
Sonuç olarak, benim düşüncem www.habeturk.com haber siteleri bazında 2007 nin en iyisi olacak bir yapıya sayip değil. Neye göre(!) değerlendirildiğini anlamak ise gerçekten çok zor. Umarım bir sonraki değerlendirme daha adil olur.
Aslında çılgınlıktan çok artık saçmalalığı demek daha mantıklı olsa gerek... Yaklaşık 1 yıldır Facebook kullanıcısıyım ve populer olduğu zamanlardaki halini özlemeye başladım. Önce ünv öğrencilerinin "Sosyal Ağ" oluşturmaları amaçlı ortaya çıkan facebook, son günlerde tam bir arkadaşlık portalına döndü. Diğer ülkelerde durum nedir bilmiyorum ama, facebook'un herkese açılmasından sonra seviyesinin gün geçtikçe düştüğünü görmek hiçte zor değil. Profillerinde uygunsuz resim koyanmı dersiniz, sırf arkadaş bulmak için önüne geleni ekleyenmi, yoksa saçma sapan isimlerle oluşturulan grup isimlerimi... Geçen bi grup gördüm, Facebook'u Türkçe kullanmak istiyorum. Ha!! bi bu kalmıştı, demeden geçemedim ve gruba üye oldum, bir ateşli tartışmaki sormayın, olay dilini kaybeden ulus herşeyini kaybedere dönmüş. Bu fikre karşı çıkanlar ise hemen vatan haini ilan edilmiş:) Bende dahil... Ülkemizde internet evlerinin sohbet ve oyundan başka amaçsa çok nadir kullanıldığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Şimdi bide facebook' u Tükçe yaparsak, bunun siberalemden, arkadaş.com'dan ne farkı kalacak bilmiyorum. "Nasıl olsa ücretsiz girip bi bakalım belki bişeyler düşer" binlerce insan bulabiliriz. Bu da kaliteyi olduğundan daha aşağıya çekmeye yeter.
Sonuç olarak söylemek istediğim şu ki, Facebook'un Türkçe ve diğer dillerde yayın yapmasına ve arkadaşlık portalı amaçlı kullanılmasına tamamen karşıyım.