Mesut KOSUCU
A geek.... RSS 2.0   
Mesut
Contact
mkosucu@gmail.com
Imagination Technologies
 Saturday, October 31, 2009
Ask, Isyan ve Geride Kalanlar

Ask , isyan ve geride alanlar

Simdi, içimden bir seyler yazmanin uslu mecburiyeti dökülüyor bu sayfalara... Sorumsuzca savrulan sözlerin, bir adabi ve anlami yok. Kendime ait savruluslar bunlar sadece.

Üzerimde kis örtüsü, üsüyorum hem de çok üsüyorum. Içimdeki en derin yaralar titriyor. Sevgi adina, adina, umut adina maglubum. Yenilgime sunabilecegim bir mazeretim yok. Cevabi bilinmeyen sorunlarin, kargasasi üsüsüyor üstüme. Seçilmis yanlis yollarin asfalti oluyor tenim. Çikmaz sokaklardan hep geri dönmelerin çaresizligi yansiyor yüzüme. Acilarimi terbiye etmeyi ögrensem de maglubum.

yasam
Insan kendi içinde bir baska büyüyor. Bir baska oluyor içinde sesin teli, yüregin dili. Bilinmezlik yolculugunun sirlarinin sifresi hep içimizde bir yerlerde geziniyor. Çözülen her sirrin sifresi, yeni bir sirra açiliyor ve insan kendi içinde çözdükçe sifreleri, kendinden uzaklasiyor.

Uzaklasiyorum ben de kendimden. Her uzaklasmami anlamlandirmak için çirpiniyor beynim. Hesapsiz bir durusun bedelini ödüyor kalbim. Çirpinislara düsüyor bazen. Bazen yari baygin, yari sarhos dolasiyor. Bazen de beni kendimden alip, kendime kurban ediyor. Her defasinda daha ahmak, her defasinda daha cesur oluyor. Ahmaklik ve cesaret insani adam gibi adam yapiyor. Sözün özü aci olsa da serinlik katiyor bedenime.

Gerçegini biliyor olmanin saadeti ise esiyor ara sira...

"Ask, Isyan ve Geride Kalanlar " içimde bir kiyim, vicdanimda çarmiha gerdigim vasiyetimin alni açik bir ödesmesi. Ask, Isyan ve Geride Kalanlar, umuda çikmis yolculugumun kalemi kirilmis idam karari oluyor.

Bu müsvedde geçmiste her iz, kendine bir yer açiyor. Kimi zaman beni özlersin özlersin de bulamazsin derken, kimi zaman sarilacak bir tene hasret düsüyor. Iz sürücüsü geçmisim ise hep felaketlerimi buluyor, baskinlarin ihbarcisi oluyor çiplakligim. Sokaklari birbirine baglayan basibos yürümelerim, kaçak tenhalardan yildizlar çekiyor. Her defasinda itirazlar yaziyorum mevsimlere. Yillarim kayboluyor, gezginci sözlerim kendini yitiriyor, bakislarim düsüyor, yagmur oluyor gözlerim. Ecelim elime degiyor.

Bütün mahcubiyetlerim utaniyor. Bütün mahcubiyetlerim yalanin öteki adi gibi diziliyor tespihlere. Terörize olmus duygularin, anarsist yanginlarina veriyor kendini. Ihalesiz sevmelerin, devri olmayan ihanetlerin, sadaka yüklü madalyalarina gözlerini kapatiyor. Infilaklara saliyor kendini. Yasamdan sürgün edilmisligin bedelini oksuyor, yüregimde tasidigim kimsesiz emanetler isyan ediyor. Bir yanim esir, bir yanim esaret kiriyor. Sevgi sözcüklerini de çokça söylememek icap ediyor.

Ne masallar var aklimda, ne de tatli rüyalar. Belki de hiç anlatilmamis, hiç söylenmemisti. Ama ben yaktim unutmak istedigim her seyi. Çünkü biliyorum, bir yoksul masalidir yakmak sakincali her seyi... Sirtimdan atip kayip gençligimi, sükunet içindeki sarhos vicdanlara, muhalefet serhi koymanin huzurunu, rahvan bir yorgunlugun ise suçunu üstüme alarak, kaygilarimi kaygilandiran iç duvarlari, üçüncü göz bakisimi, askiya çekilmis hatiralara emanet ederek, bilindik acilardan beslenen aç tarihe dudak büküp, gülümsüyorum. Varoslara teslim olup, illegal kayiplara karisiyor, sirenlerin yanip sönen uyarilarina yakisiksiz kafiyeler diziyorum. Acilarima terbiye süsü verip, birbirine teget göz yaslarimi siliyorum. Umut tasimak ki bir sonraki saliselere, acinin alnini karislamak gibi beyhude bir çaba ve bütün intiharlarim huzursuz, bütün huzursuzluklarim ise intihar etkisinde.

Arsive düsmüs hikayemin bilançosu ise bir yafta gibi asilmis boynuma. Kimseler bilemezdi kötülügün bu kadar kolektif oldugunu ve zulalarin da bu kadar tedarikli oldugunu. Ve hep hazirliksiz yakalaniyorum cellatlarin kütügüne. Arzuhallerimi yazip savuruyorum rüzgarlara... Iradesiz bir kusatmadir simdi yalnizlik. Nereye baksam hiçlik zafiyeti, nereye dönsem sonsuz uzayis. Bir beddua gibi agir, bir beddua gibi sorumsuz, bir beddua gibi yok edici her sey. Isyanlarim ise karaya vuran vicdanlar gibi gözü açik ölüyor. Çeliskilerim küçük bir çocuk, aci ise hesaplasmasinda özelestirimin. Sevgilerim ise belirli belirsiz izler tasiyor, izler tasiyor arkasinda iz birakmayan.

Hepsinden öte dostlar,

Bir uçurtmam olsun istiyorum.

Rüzgarsiz havalarda da uçsun,

Ne ipi olsun birinin elinde,

Ne de görülebilsin gökyüzünde.

AKIN OLGUN

Saturday, October 31, 2009 10:46:53 AM (GMT Standard Time, UTC+00:00)  #    Comments [0] -


Genel
 Saturday, September 19, 2009
"Ecel Öyküleri" Çıktı...

Avrupa ve Birgün gazetesi köşe yazarı Akın OLGUN’un yedi öyküden oluşan ikinci kitabı ‘’Ecel Öyküleri’’ çıktı.

 

Kitaptan bir bölüm;

‘’...Evdeki her şeyi yere atıp, parçalıyordu. Kendisini kaybetmişti. Şoförü içerden gelen seslerle paniklemiş, kapıyı zorlamaya başlamıştı. Kapının menteşelerinden gelen ses, savcının haykırışları, kırılan eşyaların çatırtıları adeta bir deprem yaratıyordu. Ne zaman ve nasıl, yatak odasındaki masanın çekmecesinde duran silahı eline aldığını hatırlamıyordu? Ama elindeydi. Odanın içinde, adımlarının hızı, onu düşünmekten alıkoyuyordu. Aklından her şey, ama her şey hızla geçiyordu. Eşinin sabah kahvaltısını hazırlamak üzere yataktan süzülüşü, yataktaki boşluğu, dünkü tartışma; şair, şairin mektubu, ecel, mantık, zıtlıklar, etik ve intihar. “İntiharrr!..” dedi önce bağırarak, sonra sesi fısıltıya dönüştü. “İntihar,” kelimesini tekrarlaması ve silahı şakağına dayayıp tetiğe basması, bir anda oldu. Ama patlamamıştı silah. “Tıkk” sesi şakağında kalmıştı....’’

 

Kendisini kutluyor, başarılarının devamını diliyorum...

 

 

Saturday, September 19, 2009 8:37:19 PM (GMT Standard Time, UTC+00:00)  #    Comments [0] -


Genel
 Thursday, September 10, 2009
Gidersen Yıkılır Bu Kent
Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider
Bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında
Yanlış adresteydik, kimsesizdik belki
Sarışın bir şaşkınlık olurdu bütün ışıklar
Biz mi yalnızdık, durmadan yağmur yağardı
Üşür müydük nar çiçekleri ürpeririken

Gidersen kim sular fesleğenleri
Kuşlar nereye sığınır akşam olunca

Sessizliği dinliyorum şimdi ve soluğunu
Sustuğun yerde birşeyler kırılıyor
Bekleyiş diyorum caddelere, dalıp gidiyorsun
Adını yazıyorum bütün otobüs duraklarına
Öpüştüğümüz her yer adınla anılıyor
Bir de seni ekliyorum susuşlarıma

Selamsız saygısız yürüyelim sokakları
Belki bizimle ışıklanır bütün varoşlar
Geriye mapushaneler kalır, paslı soğuklar
Adını bilmediğimiz doslar kalır yalnız
Yüreğimize alırız onları, ısıtırız
Gardiyan olamayız kendi ömrümüze her akşam

Gidersen kar yağar avuçlarıma
Bir ceylan sessizliği olur burada aşklar

Fiyakalı ışıklar yanıyor reklam panolarında
Durmadan çoğalıyor faili meçhul cinayetler
Ve ölü kuşlar satılıyor bütün çiçekçilerde
Menekşeler nergisler yerine kuş ölüleri
Bir su sesi bir fesleğen kokusu şimdi uzak
Yangınları anımsatıyor genç ölülere artık

Bulvar kahvelerinde arabesk bir duman
Sis ve intihar çöküyor bütün birahanelere
Bu kentin künyesi bellidir artık ve susuşun
İsyan olur milyon kere, hiç bilmez miyim
Sokul yanıma sen, ellerin sımsıcak kalsın
Devriyeler basıyor karartılmış evleri yine

Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür
Bir tufan olurum sustuğun her yerde

Ahmet Telli
Thursday, September 10, 2009 8:15:33 PM (GMT Standard Time, UTC+00:00)  #    Comments [0] -


Genel
 Tuesday, September 08, 2009
Gülüşün Eklenir Kimliğime

Gülüşün Eklenir Kimliğime

Gün biter gülüşün kalır bende 
anılar gibi sürüklenir bulutlar 
Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır 
yarım kalan bir şiir belki de 

Aykırı anlamlar arayıp durma 
güz bitip sular köpürür de 
kapanmaz gülüşünün açtığı yara 
uçurum olur zaman her gece 

Her gece yeni bir savaş baslar 
acı ses olur, ses deli yağmur 

Sığındığım her yer adınla anılır 
ben girerim sokağı devriyeler basar 
Bir de gülüşün eklenir kimliğime.

 
AHMET TELLİ

Tuesday, September 08, 2009 9:05:09 AM (GMT Standard Time, UTC+00:00)  #    Comments [0] -


Genel
 Sunday, September 06, 2009
Tavuk Toplum

Sunday, September 06, 2009 11:04:07 AM (GMT Standard Time, UTC+00:00)  #    Comments [0] -


Genel
 Sunday, May 24, 2009
Bir EuroVision'nun Ardından...
Türkiye adına facia(!) ile sonuçlanan bir eurovision yarışmasını geride bıraktık. Öncelikle birinci olan parçanın gayet güzel bir parça olduğunu ve güzel çalışılmış emek verilmiş bir parça olduğunu düşünüyorum. Biraz sanat değeri var yani...

Bu yarışmanın amacının kültürleri tanımak olduğunu sanıyordum fakar daya çok siyasi ve rant için yapıldığını düşünüyorum artık. Bizim dilimiz ingilizce değil... Göbek dansıda geleneksel dansımız... Durum böyle olunca neden ısrarla ingilizce, parçalarla ve kültürümüzle alakasız dans gösterileri ile çıkarlar anlamak zor iş...

Ama bu Hadise arkadaşımıza ders olmuştur sanırım...  Studiolarda yapılan çekimlerde canlı performansın bir olmadığını, herşeyin vücudu açmayla olmadığını, biraz işe sanat katması gerektiğini umarım anlamıştır... Rezalet bu durumu anlatmak için literatürdeki en güzel kelime bence.. En trajikomik açıklama ile Hadise arkadaşımızın yarışmadan sonraki açıklaması... "Tatlı çocuklar seçiliomuş demekki, bizde tatlı bir çocuk gönderelim seneye, puanlama sistemi kötü, değişmeli..." başarısızlığı kılıflamak için yapılan bir açıklama.... Ama bende o zaman şunu sormak istiyorum, Sertab Erener birinci olduğunda farklı bir puanlama sistemimi vardı...
En ilgimi sözü ise şu... Bir daha Eurovision'a gitmem:)) Başkakanımız(!)'ı örnek almış ama... Şu detay gözden kaçmış... Seni bir daha kim gönderirki oraya..

Ülkemiz adına daha iyi performanslar görmek umudu ile..

 

Sunday, May 24, 2009 4:31:29 PM (GMT Standard Time, UTC+00:00)  #    Comments [0] -


Genel
 Friday, November 14, 2008
Devletin Öğrenim ve Katkı Kredileri Ayıbı

Merhabalar

Yazmamak için kendimi çok zorladım ama, internette günlerdir yaptığım araştımalar sonucunda, benim gibi mağdur olan binlerce insan olduğu kanaatine vardım ve içimden gelenleri yazdım. Konunun içeriği şöyle.

2001 yılında üniversite sınavına girerek Osmangazi Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Bölümünü kazandım. Maddi sıkıntılardan dolayı devletten öğrenim ve katkı kredisi talebinde bulundum. Hazırlık sınıfının ilk döneminin sonunda öğrenim kredisi çıktığını öğrendim ve senet imzalamak için notere gittim. İmza attığım rakam 8 milyar civarında bir meblağdı. O zaman başka çıkar yol olmadığı için bu krediyi almanın her öğrenci arkadaşımız için beni çok rahatlatacığını düşündüm ve "senet"e imzayı attım. Hemde noter eşliğinde...
5 yıl boyunca bu krediyi devletten aldım. Okul biter bitmez eğitimimi sürdürme amacı ile burslu olarak yurtdışına gittim. Yurtdışı eğitimimin ilk yılının sonunda, tatil amaçlı Türkiye'ye geldim. Arkadaşlar arasında geçen konuşmalardan, benimde öğrenim kredisini ödeme zamanım geldiğini tahmin ettim. Hemen Kredi ve Yurtlar Kurumunu aradım.  Durumumu izah ettim, yurtdışında yüksek lisans yaptığımı, hala öğrenci olduğumu kredinin geri ödemesini yapamayacağımı
anlattım ve ertelenmesini talep ettim.

Verilen cevap şaka gibi; "Yurtdışında yüksek lisans yapmanız borcunuzu ertelemez".
"Peki ben size soruyorum; bunu nasıl ödeyeceğim" dedim? Sigortanız yoksa erteleriz dediler. Neyseki; sigortam olmadığınısöyledim, bu şekilde ödememi biryıl erteleyebileceklerini söylediler. Dilekçemi yazdım ve borcum 1 yıl ertelendi.

Eğitimime devam etmek için tekrar yurtdışına çıktım. İkinci yılımı bitirip geldiğimde yazın, tatilde çalıştığım şirket, sigortasız işçi çalıştırmadığı için, SSK girişimi yaptı. 4 ay kadar SSK primlerimi ödedikten sonra tekrar eğitimimin son aşamasını tamamlamak için yurtdışına çıktım.

İki gün önce yurtdışından kredi yurtlar kurumunu aradım, borcumu tekrar erteleletmek ve öğrenci olduğumu bildirmek için. Yaşadıklarım kelimenin tam anlamı ile, içler acısıydı. Neden mi?

Piyango zaten aramaya başlarken vurdu... 15. denemenin sonunda Kredi Yurtlar Kurumu'nundan bir memur arkadaşla görüşme şansını elde ettim. Telefonu karşılayan otomatik sekreterin söylediği numaraları tuşluyorsanız, 2 dk sonra telefon yüzünüze kapanıyor, yada aradığınız kişi hep meşgul oluyor. Acaba bu kurumda bir kişimi çalışıyor diye sordum kendime. Sonra memur arkadaşa ulaştım... Zaten kendisinin arayanı karşılama şekli, "Hah! Devlet kurumuydu değil mi bu aradığım?" diye sorduruyor kendinize. Kendisine durumumu izah ettim. Öğrenci olduğumu, sigortamın bi süre ödendiğini, fakat işsiz olduğumu, bunu kanıtlayabileceğimi detaylarına kadar anlattım.

Cevap: "1 gün bile sigortanız ödenmiş ise, ödemek zorundasınız..." Başta çok oturmaktan sıkılan bir memur arkadaşın yaptığı şaka sandım... Bir tebessüm ettim ve tekrar durumu ikinci kez açıkladım.

Cevap: "Mevzuat bunu söylüyor ödeyeceksiniz!"


Dedim ki, "Hanım efendi, ben işsizim, öğrenciyim... Ne benim, nede ailemin bu parayı ödeyecek durumu var şu an, eğitimimi tamamlayıp işe girdikten sonra, elbette bu paranın geri ödemesini yapacağım, çünkü başkası kullanacak bu parayı. Sizce bu yasada yada mevzuatta bir saçmalık sözkonusu değilmi?"

Cevap: "Kardeşim parayı banamı ödüyorsunuz?"


Gülermisin ağlarmısın... Karşımdaki arkadaş laftan anlamadığı için, yada anlamak istemediği için,
"İyi günler hanım efendi" dedim ve telefonu kapadım. Sonra oturup uzun uzun düşündüm...

Tamamen saçmalıklar silsilesi. Bu mevzuatı çıkaran "devlet büyükleri veya yetkililer", bunu çıkarırken,  çalışmayan insanları, yurtdışında yüksek lisans, doktora yapan insanları hiçmi akıl edemediler?

Yurtdışını bir kenara bırakalım, insanlar işlere giriyorlar, işlerden ayrılıyorlari kovuluyorlar vs.
Bu insanlar çalışmadıkları zaman doğal olara sigorta primleri ödenmiyor.. Bu durumda bu insanlar bu borcu nasıl ödeyecekler. Heryer devlet kapısı değil ki, kapağı attıktan sonra yerinizden oynamayasınız... Özel sektörde çalışan her insanın çıkarılma tehlikesi herzaman var olmuştur. Bu durumu neden kimse göz önünde bulundurmadı, büyük merak konusu...
Daha vahim bir durum ise, 5 yılda verilen kredileri 3 yılda geri istemeleri... Adalet bunun neresinde? Bunuda sormak lazım...Soracak birini bulursak...

Bir diğer konu ise faiz...Kredi Yurtlar Kurumundaki memur arkadaşla konuşurken, bu parayı ödemesem faiz ne kadar öderim diye sorma gafletinde de bulundum tabi.
Ödenmeyen her taksit için, yani 750 YTL, bu para üzerinden "Günde" %0,6, yani binde 6 faiz işliyormuş. Bunun adı resmen soygun... İnsan soruyor kendine; Faiz haram değilmiydi(?) Devletimiz resmen haram para yiyor(!) Yoksa kâr  payımı(?)

Sonuç olarak;

Mantıksız kurallar üzerine kurulmuş bir mevzuat ile, ödedeği sadaka gibi krediyi, burnumuzdan getiren anlayışa ne demeli... Sonrada beyin göçünden şikayet ederiz... Gidenin gelmemesinden şikayet ederiz...Neden gelsin ki? Mesela ben; neden geleyim? Geldiğimde elinde kağıt 8 milyarı isteyen bir kurum beni karşılayacak... Neden geleyim? Gelmek isteyen bile gelmekten vazgeçiyor...
Çok bariz bir örnektir; Amerikan üniversiteleri bizim öğrencilerimize araştırma yapmaları için karşılıksız burs veriyor... Bizim kurumlarımız, bırakın vermeyi, elimizde olana göz dikmiş durumdalar... Bu durumdan mağdur olan binlerce insan olduğuna eminim.Bunu ancak toplu bir hareket ile gündeme getirebiliriz düşüncesindeyim...
Bu yazıyı okuyan arkadaşlar, ben bu konu için bir web platformu kurup dilekçe toplayacağım. Destek vermek isteyenler, lütfen mkosucu@gmail.com adresini kullanarak benimle iletişime geçsinler. İleriki günlerde sözkonusu web platformunuda burdan duyuruyor olacağım. Sesimizi duyurmanın zamanı geldi...

Saygılar


Friday, November 14, 2008 3:00:31 AM (GMT Standard Time, UTC+00:00)  #    Comments [0] -


Genel
 Wednesday, August 06, 2008
browsershots.org

Her web sayfası geliştiren kiş web sayfasının farklı tarayıcılarla uyumluluğu konusunda sıkıntıları olmuştur. Geliştirilen web sayfasının farklı tarayıcılarla denenmesi,  web sayfası geliştirmenin gereksinimlerinden biridir. Tabiki, dünyadaki tüm tarayıcılarla uyumlu bir web sayfası geliştirmek neredeyse imkansız bir durumdur. Fakat, belli populer web tarayıcıları  göz önünde bulundurularak ve bu tarayıcılarda denenerek yayına açılması web sayfasının kullanılabilirliğini her zaman arttırır.

Bütün bu tarayıcıları bilgisayara kurmak pek mümkün olmadığından, bu durumlarda geliştiricilere yardımcı olacak bir web sayfasından bahsetmek istiyorum, browsetshots.org. Bu site, adresini girdiğiniz web sayfasının, seçtiğiniz tarayıcılarla görünümlerini resim olarak ekranda görüntülüyor. Bir diğer güzelliği ise, sadece tek platformda değil, Linux, Windows, MAC Os ve BSD platformlarında farklı farklı nasıl göründüğünü belirliyor. Web sayfası geliştiren arkadaşlar için çok yararlı olacağı düşüncesinde oladumdan dolayı paylaşmak istedim.

Siteye girmek aşağıdaki linki kullanabilirsini

http://browsershots.org

İyi Çalışmalar


Wednesday, August 06, 2008 9:24:44 PM (GMT Standard Time, UTC+00:00)  #    Comments [0] -


Genel
 Tuesday, June 03, 2008
Ey Embesil Hacker(?)
Burda yazmak pek doğru değil ama, eminim bu yazdıklarımı göreceksin... Eğer iyi bir hacker olmak istiyorsan, bence biraz daha kendini geliştirmelisin. Seni embesil olarak tanımlıyorum ben, sen kendini çok iyi biliyorsun, insanların emeğine saygı duy önce!!! Ordan burdan topladığın hacking programları ile kendini tatmin ederek bi yere varamazsın bundan eminim. Biraz kendin uğraş, kendi hack programlarını yazda para kazan, benim sitemle uğraşsan ne uğraşmasan ne, çokta umrumda. Değişirsin dns lerimi, bende geri değişirim sonra? Tatminmi oluosun bundan bay embesil? Yazık yazık...


Tuesday, June 03, 2008 12:46:47 AM (GMT Standard Time, UTC+00:00)  #    Comments [0] -


Genel
 Wednesday, May 28, 2008
Yazılım Test Mühendisliğinde Bir Kaç Soruya Cevap


  •  Yazılımda ne test edilmelidir? - Herşey
  •  Yazılım testi ne zaman başlamalıdır? - Mümkün olan en erken zamanda
  •  Yazılım testi ne zaman sona erdirilmelidir? - Mümkün olduğunca geç
  •  Yazılımı kim test etmelidir? -  Herkes
Wednesday, May 28, 2008 5:54:37 PM (GMT Standard Time, UTC+00:00)  #    Comments [0] -


Genel
 Wednesday, May 21, 2008
Gtalk Sohbet Açıklaması

Büyük bir hevesle sayfama eklediğim Gtalk servisini malesef bir kaç  kendini bilmez embesil insan türevi yüzünden sayfamdan kaldırdım. Demekki insanımız meydanı boş bulduğunda çapsızca küfürler etmeyi kendine amaç ediniyor ve bundan gurur duyuyor. Tabiki buda üzücü bir durum. Bu şekilde davranan her kim olursa olsun kınıyorum.

Saygılar

Wednesday, May 21, 2008 10:09:20 AM (GMT Standard Time, UTC+00:00)  #    Comments [0] -


Genel
 Monday, March 17, 2008
Yazgaç
Değerli dostum Hasan Ayaz'ın geliştirip ücretsiz olarak kullanıma sunduğu, Yazgaç isimli yazılımdan bahsetmek istiyorum. Yazgaç, bilgisayarının klavyesi ingilizce olan, ve bu klavleyle Türkçe karakterleri yazmakta zorluk çeken kişiler için geliştirilmiş bir program. Bunun yanında Yazgaç'ın eğitme imkanınızda var, olası kelimeleri program hazinesine ekleyip sonradan kullanma şansına sahipsiniz.

Prorgamı indirmek ve detaylı bilgi almak için tıklayınız

Bu paydalı paylaşım için Hasan Ayaza teşekkür eder başarılarının devamını dilerim.



Monday, March 17, 2008 8:32:53 AM (GMT Standard Time, UTC+00:00)  #    Comments [0] -


Genel
 Wednesday, January 23, 2008
StarUML

Çok kullanışlı bir UML aracından bahsetmek istiyorum. StarUML! Ücretsiz UML yazılımları içinde en iyilerinden birisi, tamamen "open source" ve Delphi tabanlı olan StarUML, yaptığınız tasarımları  Java, C++, C# gibi dillere çevirebilme özelliğine sahip. Tam olarak kontrol etmesede(IBM'in Rational Rose ürünü gibi) yaptığınız tasarımların, doğruluğunu kontol edebiliyor. Bunun yanında, yazılım mimarları, mühendisleri, geliştiricileri ve database mimarları içinde birçok özelliği StarUML de bulabilirsiniz.(UseCases, Entity Relationship Model,4+1 View Model, UML Component gibi)

StarUML'i indirmek için tıklayınız.

Wednesday, January 23, 2008 3:26:24 AM (GMT Standard Time, UTC+00:00)  #    Comments [0] -


Genel
 Tuesday, January 22, 2008
Microsoft'u Seven Az mı?

Dün master tezlerinin seçimi konusunda Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı bir konferans verdi. Sıra bana gelince tez projemi Microsoft .NET teknolojisini kullanarak yapmak istediğimi belirttim. Bir arkadaş çıkıp aynı "bende .NET ile yapmak istiyorum" deyince, hoca Microsoft'un nasıl bu hale geldiğini, aslında Microsoft'un yazılım geliştirmede çok başarısız olduğunu, Microsoft ürünlerinin dandik olduğunu, Apple'dan nasıl kopyaladığını falan anlattı. Bunu anlatırken tahtaya yazdığı yazının resmini çektim:) Microsoft'a dikkat!

 

Tuesday, January 22, 2008 12:20:06 AM (GMT Standard Time, UTC+00:00)  #    Comments [0] -


Genel
 Sunday, January 20, 2008
Nedir bu GUID(Global Unique Identifier)?

Bi çalışma için yaptığım araştırmada gözüme çarpan birkaç bilgiyi paylaşmak istedim. Bildiğimiz üzere, GUID bilgisayar tarafından bilgisayarın özellikleri, saat gibi değerlerinde katılması ile  random olarak üretilen hexadeximal bir değerdir ve %100 garanti verilmesede bir GUID ile bir kez daha karşılaşmanız pek mümkün değildir. Deneme için yaptığım bir örnekte, kendi bilgisayarımdan, bilgisayarımda bulunan SQL Server 2005 database sunucumdaki bir tabloya, 10.000.000(On milyon) GUID kaydettim, ve aynı GUID ile ikinci kez karşılaşmadım. Internette bulunan bazı kaynaklarda çok küçük bir ihtimal olsada iki aynı GUID nin aynı olabileceği bulunmaktadır.

C# ta yeni bir GUID oluşturmak için Guid MyGUID = Guid.NewGuid(); kodunu kullanmanız yeterlidir.

Aşağıdaki matematiksel değerler ise GUID oluşturma sayısı ve olasılık arasındaki bağlantıyı anlatmaktadır. Tabloya göre, 70 Trilyon 368 Milyar, 744 milyon 177 bin 664 tane GUID içinde iki GUID nin aynı olma olasılığı, 0,0000000004  ihtimal olarak görülmektedir.

                      Oluşturma Sayısı Olasılık
68,719,476,736 = 236          0.0000000000000004 (4 x 10-16)
2,199,023,255,552 = 241          0.0000000000004 (4 x 10-13)
70,368,744,177,664 = 246          0.0000000004 (4 x 10-10)

 

İyi Çalışmalar

Sunday, January 20, 2008 2:24:26 PM (GMT Standard Time, UTC+00:00)  #    Comments [0] -


Genel
 Thursday, January 17, 2008
Unutmadık... Unutmayacağız...

Bildiğimiz üzere 24 Ocak 1993 tarihinde, değerli aydın, düşünür, gazeteci Uğur Mumcu yobazların, gericilerin hain saldırısında hayatını kaybetti. Aşağıdaki yazı 25.08.1975'te Uğur Mumcu tarafından Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan yazı... Kendinisini saygıyla sevgiyle anıyoruz..

Sesleniş...

Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.

Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.

Vurulduk ey halkım, unutma bizi...

Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...

Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık sustu.

Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce kolumuzu, omuz başından keserek yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. Sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.

Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

Giresun'daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu'daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul'daki, Ankara'daki işçiler, sizin için öldük. Adana'da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.

Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

Bağımsızlık, Mustafa Kemal' den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.

Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi...

Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşı'nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha da dik tutabilmekti bütün çabamız. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler. Vurulduk ey halkım, unutma bizi...

Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile alamamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.

Asıldık ey halkım, unutma bizi...

Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, Batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.

Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...

Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi... Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi.

Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi...

Uğur Mumcu - Cumhuriyet 25.8.1975

Thursday, January 17, 2008 1:27:12 AM (GMT Standard Time, UTC+00:00)  #    Comments [0] -


Genel
 Wednesday, January 09, 2008
Online Yaşam Platformu

İnternet komşum olsana...

Bosch tarafından geliştirilen online yaşam platformunda artık internet üzerinde ev sahibi olup online olarak yaşayabiliyorsunuz:) http://www.boschworld.com/Default.aspx  adresine girerek güzel bir yarımadada birkaç işlemden sonra evinizi ve tapunuzu alın. Şu an site tamamen aktif değil çok yakında online yaşam hizmetine başlayacak:) Tavsiyem; evler tükenmeden hemen evinizi alın. Bana komşu olmak isteyenler için ev adresimi veriyorum:)

1. Bölge 3. Etap 48. Mahalle 14 Numaraı daire:) komşu olarak beklerim:)

 

İyi eğlenceler

 

Wednesday, January 09, 2008 5:28:24 PM (GMT Standard Time, UTC+00:00)  #    Comments [0] -


Genel
 Sunday, December 09, 2007
Ey Özgürlük!!!

Önceki blogumda yayınlamıştım ama tekrar paylaşma isteğinde bulundum... Aşağıdaki videoda değerli insan Zülfü Livaneli'nin efsane parçası olan, Ey Özgürlük parçasının İtalya da yapılan çocuklar şarkı yarışmasında seslendiriliyor. Söylemeden geçemeyeceğim, bu videonun altına aptalca yorum yapan "embesil insan türevleri", bu parçanın bölücülükle alakası yok... Buna idrak edemeyecek olgunluktaysanız, dinlemeyin...

Sunday, December 09, 2007 10:54:43 PM (GMT Standard Time, UTC+00:00)  #    Comments [0] -


Genel
 Sunday, December 02, 2007
Steve Job'un Hayat Hikayesi

Apple'ın hem kurucusu hemde CEO'u olan Steve Job, hayatındaki üç dönüm noktasını anlatıyor. Paylaşımından dolayı Hasan arkadaşıma teşekkür ederim.

 

 
Sunday, December 02, 2007 3:22:08 AM (GMT Standard Time, UTC+00:00)  #    Comments [0] -


Genel
 Wednesday, November 28, 2007
Akbank ve Aptal Güvenlik Politikası Üzerine!!!

Teknoloji aşığı biri olarak, ilk dafa teknolojiden bu kadar nefret ettim! Akbank'ı arayıp yapmak istediğim, cep telefonu numaramı yurtdışı numaram ile değiştirmekti. İsteğimi kendilerine ilettim. Değiştiremezlermiş! Nedenini sorunca şubemi aramamı istediler, annemin evlenmeden önceki soyadı kayıtlı değilmiş.. Dedim ben soyadını söyleyeyim, aramama gerek yok. Neymiş MERKEZ'den olmuyormuş. Ya sabır dedim aradım, soyadı bilgisini kaydettirdim. Tekrar merkezi aradım, dedim ki ben bu bilgiyi kaydettim değişebilrimisiniz cep numaramı, tabi dediler önce sizden bi sabit numara alalım. Dedim ki ben yurtdışında öğreciyim sabit numaram yok, sadece cep numaram var. O zaman işleminizi gerçekleştiremeyiz dediler!!! Böyle saçma bi mantık bi aptalca sistem nerde görüldü? Herşeyi düşündülerde, yurtdışında olan bir insanın sabit numarası olamayacağını neden düşünemediler çok merak ettim ve sordum, "Neden bunu düşünemediniz? Benim numaram olmak zorunda değil." Müşteri temsilcisi arkadaş papağan gibi aynı şeyleri söylemeye devam etti. Dedim bana çözüm üretin, mağdurum, ne yapmam lazım? Arkadaş hala numaranız olması lazım diyor:)) Trajikomik bir olay... Neymiş, güvenlik politikası!!! Saçma sapan güvenlik politikaları yüzünden, mağdur ettikleri insanların haddi hesabı yoktur sanırım. Hala cep telefon numaramı değiştirmek için uğraşıyorum. Teknolojiyi insanlara yardım etmek yerine insanları strese bunalıma sokmak için kullanan Akbank'ı kınıyorum.

 

Wednesday, November 28, 2007 3:25:32 PM (GMT Standard Time, UTC+00:00)  #    Comments [0] -


Genel
EscinCell:))

Buda bozulmuş TurkCell:))

 

Wednesday, November 28, 2007 12:06:56 AM (GMT Standard Time, UTC+00:00)  #    Comments [0] -


Genel
 Monday, November 26, 2007
Nüfus cüzdanı tarihe karışıyormuş...

Peki biz bunu söylediğimizde neden kimse bizi dinlemedi? Üniversite 3. sınıfta, ekip olarak Ex-Go(Extreme Government) adı ile Microsoft'un yazılım tasarımı yarışması olan Imagine Cup'a katıldık. Projemiz bugün okuduğum bir haberde bahsedilen elektonik kartların e-devlet yapısında kullanılmasından bahseden haberdeki gibiydi. Bunun yanında biz ehliyetin, vergi kartının, sağlık karnesinin ve buna benzer kamusal işlerin tek kart üzerine, kişinin parmak izinide güvenlik için kullanarak  entegre edilmesini proje olarak sunmuş ve pilot uygulamasınıda geliştirmiştik. Ama bunu yarışmada sunduğumuzda jüri dinlememişti bile:) Dinliyor görünmüşlerdi ama, dinlemediklerini sunumun sonunda anlamıştık... Yuvarlak bir kaç yorum sonunda elemişlerdi... Şimdi ise proje gerçek oluyor, ne demeli ki? Olan bizim projeye oldu...

Monday, November 26, 2007 2:03:04 PM (GMT Standard Time, UTC+00:00)  #    Comments [0] -


Genel
 Friday, November 23, 2007
Sizce kim yaşamalıydı?

http://www.whoshouldliveagain.com/ internet adresinde, hangi önemli kişi tekrar yaşamalı, anketi yapılmış. Listede Ulu Önder Atatürk'de var. Ve  yaklaşık 102.000 oydan %73 üçünü alarak ilk sırada. Sizde düşüncenizi oylabilir, sonuçları görebilirsiniz.

 

Friday, November 23, 2007 12:57:46 AM (GMT Standard Time, UTC+00:00)  #    Comments [0] -


Genel
Facebook eski halinde kalsaydı keşke...

Neden böyle bi yazıya yer verdim blogumda diye soranlarınız olacaktır eminim. Herşey dün okuduğum bir "magazin" haberi ile başladı. Pek alakalı değilim ama magazin haberinin başlığında Facebook kelimesi geçince okuma gereği duydum. Haber Cemre Mirel isimli bir Türk kızı ile Formula1 pilotlarından Lewis'in ilişkisini anlatıyor. Aslında haber, Cemre Mirel hakkında yayınlanan abartı haber sonucunda Cemre Mirel ile yapılan söyleşiyi içeriyor. Kendisinin haberi Türkiye'de yayınlandıktan sonra, "Facebook" üzerinden, Türkiye'den bir sürü insan, "geceliğin ne kadar","Türkiyede bis sürü kamyoncu var, neden Lewis' i seçtin buraya gelsene"  gibi bir sürü seviyesiz mesaj aldığını ve bu konudaki üzüntüsünü dile getiriyor. Buraya kadar olan kısım, magazin kısmı belki,  birazda özel hayat:  kimseyi uzaktan veya yakından ilgilendirmemeli. Özgür bir dünyada yaşıyorsak, herkes kendi hayatından sorumlu olmalıdır. Bu insanıda yargılamak kimsenin hakkı değildir, kendisinden başka.

Şimdi gelelim işin Facebook kısmına, bir kaç hafta önceki yazımda Facebook'un artık eski anlamını yitirdiğini, insanların, kendi tabirleri ile, kız tavlama amaçlı kullandıkları bir site haline gelmesinden duyduğum rahatsızlığı dile getirmiştim. Artık, günden güne öyle bir hal alıyorki son yukarda yazdığım haber bir önceki yazımı tamamen destekler içerikte. Sadece kendi egolarını tatmin eden, internetin sadece cinsel içerikli kullanılması gerektiğini düşünen ve kullanan sayın insan türevi arkadaşlarım, sizlere bir kez daha hatırlatmak isterim ki,internet ne sapkınlık, nede insanlara küfür ederek gizli kalmış egoları tatmin etme yeridir. İnsanca kullanıyorsanız kullanında, birilerine faydanız olsun, kullanmıyorsanız, rica ediyorum daha fazla kirletmeyin...

 

Friday, November 23, 2007 12:54:38 AM (GMT Standard Time, UTC+00:00)  #    Comments [0] -


Genel
 Thursday, November 15, 2007
Haberturk.com Türkiye'nin En İyi Haber Sitesi(!)

Dün http://www.habeturk.com/ haber sitesinde okuduğum habere göre, http://www.haberturk.com/, Türkiye Bilişim Derneği tarafından 2007'nin en iyi web sayfası seçilmiş... Gülermisin ağlarmısın diye sordum kendime. Haberturk.com sitesini gezenler veya az çok bu site hakkında bilgisi olanları bu en iyi web sayfası seçilme mevzusuna güldüklerine eminim.. Neden mi? İşte gerekçeleri:Yaklaşık 1 yıla yakın bir süredir bu web sayfasını çok yakından takip ediyorum. Sitenin eksik yönleri, olmaması gerekenler hakkında bir kaç e-mail bile gönderdim... Bir gün sinirlendim sabahın 4'ünde Amerika'dan Haberturk'u aradım... İşte neden bunları yaptığımın nedenleri?

1) Site'de (şu an aktif değil) Arka Sayfa Güzeli diye bir bölüm vardı, bu bölümde dünyanın "porno" yıldızlarının bir haber sitesine yakışmayacak derecede müstehcen resimleri yayınlanıyordu.  Daha sonradan bu bölüm kalktı. Uzun bir zaman yayında kaldı. Bu siteyi yönetenler hiç sormadımı kendilerine biz ne tür bi siteyiz!!!

2) Sitenin bir çok ksımı diğer web tarayıcılar tarafından gösterilemiyor veya site üzerindeki fonksiyonlar bir tarayıcıda çalışırken diğerdinde çalışmıyor. Ana sayfa reklamını bile çoğu zaman kapatmakta zorlanabiliyorsunuz. Site yöneticilerine sormak lazım, bu siteyi www.w3c.org (1994 yılında  Tim Berners-Lee, web standartlarını belirleyen konsorsiyum) sayfasını kullanarak doğrulamayı hiç denediniz mi? Ben denedim, standart değil!!!

3) Site kesinlikle kullanıcı dostu değil, gözü yoran bir düzen ve çok fazla içeriğin aynı anda kullanıcıya verilmesi...

4) Sitede yapılan saçma yorumlar... Ve yaptığınız yorumları görememeniz... Ben bazen haberlerden çok haber yorumlarını okumayı daha mantıklı buluyorum. Yazdığınız seviyeli yorumları haberlerin altında görmeniz çok nadirdir, onaylayan arkadaş nelere dikkat ediyor bilmiyorum. Haberlere yazılan birçok yorum ise anlamsız, sadece yazılmak için yazılmış, bu yorumların yayınlanması, yazdığınız seviyeli yorumların yayınlanmaması, bence sitenin ciddiyetsizliğini ortaya koyuyor. Önceden üye olup yazıyordunuz, şu an herkes istediği gibi yazıyor ve istediğini... Onay mekanizması ne iş yapıyor onuda kendilerine sormak lazım.

4) Ciddiyetsiz! Bu kanıya varmamak için çok inceledim siteyi ama önceki gün yayınlanan haber bir haber sitesinin ne kadar  ciddiyetsiz olduğunu ortaya koydu. Haber şu: hemde MANŞETTE!

Haber iki resim içeriyor, bisiri Avrupa Yakası dizisindeki Burhan Altıntop(Engin Günaydın), Diğeri ise Suudi Arabistanın Kralı Abdullah. Haberin devamı şöyle:
 

2 resim arasındaki 7 farkı bulun! Suudi Kral Abdullah ile Burhan Altıntop arasınra ne fark var? Yazın yayınlayalım.

Gazeteci değilim ama, yayınlanan bir haberin, haber değeri olması gerektiğini hepimiz biliriz, şimdi sormak istiyorum bu haberin manşeti işgal edecek bir haber değeri varmı? Mizah deseniz değil, karikatür değil, önemli bir gündem maddesi değil, nedir bu? Hangi mantıkla yayınlandı bu haber. Birilerine iyi görünmekmi, yoksa gündemi farklı bir yere çekip, bişeylere(!) yardımcı olmakmı...Ayrıca  yazılan saçma yorumları eleştirirsem bu yazı bitmez.

5) Sitede geçmiş tarihlerde yayınlanan haberleri sonraki günlerdede manşetlerde yeniden görmeniz çok olağan bir durum. Sanırım haber bulamamadan kaynaklı... Bu durumu bir kullanıcı olarak e-mail aracılığı ile yazmama rağmen, cevap bile alamadım...

Bunların yanında bir sürü bir haber portalında olmaması gerekenleri saymak gayet mümkün... Şimdi TBD'ye -yani Türkiye Bilişim Derneği yani Türkiye'de bilişime yön veren kurumlardan birisi- sormak istiyorum, hangi kriterler altında bu siteyi 2007 nin en iyi haber sitesi ilan ettiniz... Kriterleri sizmi belirlediniz, haberturk.com'mu?

Sonuç olarak, benim düşüncem www.habeturk.com haber siteleri bazında 2007 nin en iyisi olacak bir yapıya sayip değil. Neye göre(!) değerlendirildiğini anlamak ise gerçekten çok zor. Umarım bir sonraki değerlendirme daha adil olur.

 

Thursday, November 15, 2007 4:28:40 AM (GMT Standard Time, UTC+00:00)  #    Comments [0] -


Genel
 Friday, November 09, 2007
Facebook Çılgınlığı(!)

Aslında çılgınlıktan çok artık saçmalalığı demek daha mantıklı olsa gerek... Yaklaşık 1 yıldır Facebook kullanıcısıyım ve populer olduğu zamanlardaki halini özlemeye başladım. Önce ünv öğrencilerinin "Sosyal Ağ" oluşturmaları amaçlı ortaya çıkan facebook, son günlerde tam bir arkadaşlık portalına döndü. Diğer ülkelerde durum nedir bilmiyorum ama, facebook'un herkese açılmasından sonra seviyesinin gün geçtikçe düştüğünü görmek hiçte zor değil. Profillerinde uygunsuz resim koyanmı dersiniz, sırf arkadaş bulmak için önüne geleni ekleyenmi, yoksa saçma sapan isimlerle oluşturulan grup isimlerimi... Geçen bi grup gördüm, Facebook'u Türkçe kullanmak istiyorum. Ha!! bi bu kalmıştı, demeden geçemedim ve gruba üye oldum, bir ateşli tartışmaki sormayın, olay dilini kaybeden ulus herşeyini kaybedere dönmüş. Bu fikre karşı çıkanlar ise hemen vatan haini ilan edilmiş:) Bende dahil... Ülkemizde internet evlerinin sohbet ve oyundan başka amaçsa çok nadir kullanıldığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Şimdi bide facebook' u Tükçe yaparsak, bunun siberalemden, arkadaş.com'dan ne farkı kalacak bilmiyorum. "Nasıl olsa ücretsiz girip bi bakalım belki bişeyler düşer" binlerce insan bulabiliriz. Bu da kaliteyi olduğundan daha aşağıya çekmeye yeter.

Sonuç olarak söylemek istediğim şu ki, Facebook'un Türkçe ve diğer dillerde yayın yapmasına ve  arkadaşlık portalı amaçlı kullanılmasına tamamen karşıyım.

 

Friday, November 09, 2007 1:24:47 AM (GMT Standard Time, UTC+00:00)  #    Comments [0] -


Genel
Categories
 Genel
 jQuery
 Politika
 Teknoloji
 Visual Studio
Navigation
Imagination Technologies
The Code Project
Developer Express Inc.
ASP.NET
Martin Fowler
WindowsClient.net
Blogrolls
 Akın Olgun
 ASP.NET How Do I? Videos
 Engineering Windows 7
 Hasan Ayaz
 Hasan Ayaz / Technojection
 Kıvanç Özüölmez
 Latest Microsoft Blogs
 Martin Fowler
 Mehmet Nuri Çankaya
 Murat Yılmaz
 Tamer Öz
Archive
<March 2010>
SunMonTueWedThuFriSat
28123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910